Resim: https://www.cemilcelik.com.tr/yeme-bozuklugu-nedir-nasil-tedavi-edilir/

Yeme bozuklukları gıda alımında bozulmanın görüldüğü, ruhsal ve fiziksel sorunlara yol açabilen; psikolojik sıkıntıların etkisiyle insanları ölüme sürükleyebilen hastalıklardır. Yalnızca tek bir sebepten bahsedilemez, birbirini tetikleyen birden fazla neden insanları bu sonuca sürükler. Amerikan Psikiyatri Birliği’nin yayımladığı DSM (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders- Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) bu rahatsızlığı tanı ölçütlerine göre üçe ayırmıştır: Anoreksiya nervoza, bulimia nervoza ve atipik yeme bozuklukları. Bu yazıda hepsinin detaylarına ineceğiz.

İlk olarak anoreksiya nervozadan bahsedeceğim. “Manken hastalığı” olarak geçen bu rahatsızlıkta kişiler zayıflık konusunda takıntılı davranışlar sergilemekteler. Bunun sonucunda normal kilolarının çok altına düşmeleri onları ölüme kadar götürebilir. DSM-5 bu rahatsızlığı değerlendirirken bazı kriterlere bağlı kalmıştır:

A: Gereksinimlerine göre enerji alımını kısıtlamaktadır. Bireyin yaşı, cinsiyeti, gelişimsel olarak izlediği yol ve vücut sağlığı bağlamında belirgin bir biçimde düşük bir vücut ağırlığının olmasına yol açmaktadır.

B: Vücut ağırlığı kazanımından ya da şişmanlamaktan çok korkma ve belirgin bir biçimde düşük vücut ağırlığında olmasına karşın vücut ağırlığı kazanımını güçleştiren sürekli davranışlarda bulunmaktadır.

C: Bireyin vücut ağırlığını ya da biçimini nasıl algıladığıyla ilgili bir bozukluk vardır, birey kendini değerlendirirken vücut ağırlığı ve biçimine yersiz bir önem yükler, o sıradaki düşük vücut ağırlığının önemini hiçbir zaman kavrayamaz.

Hastalığın şiddetini beden kitle indeksine göre sınıflandırmıştır: 17’nin altını hafif, 16-16,99 arasını orta, 15-15,99 arasını şiddetli, 15’in altını aşırı düzey olarak isimlendirmiştir.

Genelde genç kızlarda rastlanan bu durum ergenlik döneminde başlar. Kişi kendisini “şişman” olarak niteler, aynaya baktığında gördüğü vücuda nesnel bir yaklaşım sergileyemez. Ona göre dışarıda gördüğü insanlar çok güzel bir fiziğe sahiptir ancak kendisinin zayıflaması, daha ince olması gerekir. Bazı hastalar yalnızca bölgesel olarak şişman olduklarını düşünür ancak bazıları vücutlarının her parçasının olması gerektiğinden daha kilolu olduğuna kendilerini inandırmışlardır. Kendi vücut ağırlıklarını kabul etmezler, hastalığın başlangıcında iştahı biraz daha kontrol altında tutabilirlerken ilerledikçe vücut herhangi bir besini kabul etmemeye başlar.

Çoğunlukla birden fazla nedenle karşımıza çıkar. Kişi mükemmelliyetçi biri olabilir, hayatında var olan her sorunun sebebinin fazla kiloları olduğunu düşünebilir; sıkı bir diyet ve ağır bir egzersiz programı uygulayarak kilo vermeye çalışır. Ailesi ya da arkadaşları tarafından küçüklüğünden beri bir zorbalığa maruz kalmış olabilir. En sık rastlanan neden ise medyanın özellikle ergenlik dönemindeki gençlere “zayıf vücut iyi vücuttur” fikrini lanse etmesidir. Son zamanlarda sosyal medyanın da kullanımının artmasıyla gençler zayıflığı takıntı haline getirir. Bunun dışında mankenler, dansçılar, balerinler bu hastalıkla en çok karşılaştığımız gruplardandır.

Peki karşımızdaki kişinin anoreksiya nervoza hastası olduğunu nasıl anlarız? Öncelikle farklı bir hastalıktan kaynaklı mı yemek yemiyor onu bilmeliyiz. Depresyonda kişide iştahsızlık başlar ancak anoreksiyanın başlangıcında kişi yemek yeme isteğini yok sayar. Kanser, hipotiroidi, kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği gibi rahatsızlıklar kilo kaybına neden olabilir ancak bu hastalıklara sahip olan insanlarda kilo alma korkusu görülmez.

Anoreksiya nervoza hastaları yemek yemekten kaçınırlar, karbonhidrat ve yağ ağırlıklı yiyecekleri hayatlarından çıkarırlar. Diğer insanların yanında yemek yemektense yalnız kaldıklarında onları doyurmayacak yiyeceklerle açlıklarını geçiştirirler. Çok yavaş ve küçük lokmalarla yerler. Kalori hesabı yapar, gün içinde defalarca tartılır ve ayna karşısında saatlerini harcarlar. Yemekten kendilerini bu kadar uzak tutmalarına karşın düşünceleri çoğunlukla yemeklerle ilgilidir. Yemek tarifleri araştırırlar ve diğer insanlar için yemek yapmaktan zevk alırlar.

Bazı hastalar zayıfladıktan sonra vücutlarının görüntüsünü beğenmeyip saklamak amacıyla bol giyinmelerine rağmen yeterince zayıf olmadıklarını düşünmeye devam ederler. Bazıları yemek yedikten sonra kendilerini kusturacak, idrarla sıvı atmalarını sağlayacak ilaçlar kullanabilirler. Sürekli olarak tuvalete çıkıp aldıkları kalorileri kaybetmek için çabalarlar veya ağır egzersizler yaparlar. Yemek yedikten sonra kendilerini bu şekilde cezalandırırlar.

Kilo kaybetmeyi bir başarı olarak görürler, kaybettikleri her kilo onları kendilerini sevmeye ve sevgiyi hak ettiklerini düşünmeye bir adım daha yaklaştırır. Ancak bu “bir adım daha” düşüncesi onları ölüme götürür ve psikolojik bir tedavi almadıkları müddetçe kendilerini “yeterli” görmeyi başaramazlar.

Uyku süreleri azalır, gündelik yaşamlarında daha depresif ve yorgun hissetmelerine rağmen aktif hareket etmeyi bırakmazlar. Kadınlarda menstrüasyon dönemi daha sancılı geçer ve düzensizleşir, çoğu zaman birkaç ay gecikmeyle karşılaşırlar.

   Hastalık ilerledikçe sosyal fobi, cinsel isteksizlik ve depresyon gibi rahatsızlıkları da kendiyle birlikte getirir. Düşük tansiyon, kalp ritmi bozuklukları, kansızlık gibi getirileri aslında kişiyi ölüme sürükleyen asıl nedenlerdir. Anoreksiya, psikiyatrik hastalıklar arasında ölüm oranı en yüksek olanlardan biridir.

   Tedavi sürecinde çoğu zaman psikiyatristlerin yanı sıra diyetisyenler başta olmak üzere diğer branşlarda çalışan doktorlarla da iş birliği yapılır. Tedavinin ilk aşaması kişiyi ikna etmektir zira bu rahatsızlığın görüldüğü kişiler kendilerine yemek yedirmeye çalışan yakınlarının onları sevmediğini ve onlara engel olduğunu düşünmeye meyillidir. Hasta ikna olduktan sonra ailenin de önemli bir şekilde katılım gösterdiği tedavi süreci başlar.

Hastalık ilerlemediyse ayaktan psikolojik tedaviyle bir iyileşme gözlenmesi mümkündür ancak ilerleyen hastalıklarda kişiye yatış verilir ve psikolojik tedavinin yanında kişinin kalori alımını arttıracak bir beslenme programı uygulanır. Hasta sağlıklı vücut ağırlığına ulaştığında ve yaşadığı fiziksel sıkıntılarda iyileşme gözlemlendiğinde hastaneden ayrılarak psikoterapiye devam edebilir. İlaçlar anoreksiya için kesin bir tedavi yöntemi değildir ancak beraberinde olan fiziksel ve psikolojik problemler için kullanılarak hafiflemesini sağlayabilirler. Kesin bir iyileşme söz konusu değildir o yüzden kişilerin gözetim altında tutularak belli aralıklarda kontrole gitmesi hastalığın tekrarlamaması açısından önemlidir. Kişinin fiziksel görünümüne laf ederek onu tekrar anoreksiya kurbanı haline getirebilecek kişilerle iletişiminin sıfırlanması korunması açısından büyük önem taşımaktadır.

Bir sonraki yeme bozukluğumuz: Bulimia nervoza. Anoreksiyadan ayrıldığı en önemli nokta genellikle kişinin vücut ağırlığının normal düzeylerde kalmasıdır. Kişi yiyecek alımını kısıtlamaz aksine normalden daha fazla yer ardından bu aşırı yemeden dolayı suçluluk duyar ve yediklerini çıkarır ya da ağır egzersizler uygular. Anoreksiya hastalarının yaklaşık %50’si aynı anda bulimia nervoza ile de savaşır.

Çoğunlukla şu şekilde bir tabloyla karşılaşırız: Kişi bir diyet sürecinden geçmiştir -ya da geçiyordur- ancak istediği kiloya ulaşamamıştır. Bu diyet sürecinde kendini çok kısıtlamış ve istediği çoğu şeyi yememiştir yani sağlıksız bir süreçten geçmiştir. Bir an kendine engel olamayıp çok kısa süre içinde çok fazla yedikten sonra pişman olup onları eritmenin yolunu aramıştır. Burada iki farklı yol tercih ediliyor; birinci grup ilaç kullanımıyla ya da zorla kusarak yediklerini çıkarırken, ikinci grup vücutlarının tolere edebileceğinden daha fazla egzersiz yapıyor. Ardından hasta bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde bu beslenmeyi yaşam tarzı haline getiriyor. Örneğin haftada 5 gün kendilerini aç kalmaya zorlayarak çok düşük miktarda kalori alıyor, kalan 2 gün ani ve fazla yedikten sonra zorla onu çıkartıyorlar.

İlk gözlemlenen belirtiler kişinin sürekli olarak tuvalete gitmesi, ilaç kullanması, egzersizi her şeyin önüne koyması, bir anda ve fazlaca yemesi, sürekli zayıflamaktan bahsetmesi, sosyal medyada fazla görülen “3 günde 5 kilo verdiren efsanevi iksir” gibi içecekleri tüketmesi, kendisini kilosuna göre değerlendirmesi diyebiliriz.

Hastalık ilerledikçe semptomlar da ağırlaşır. Mens düzensizliği, mide rahatsızlıkları, bağırsak sorunları, sürekli kusmaktan kaynaklı yemek borusunda sorunlar veya dişlerde aşınma sıklıkla karşımıza çıkan önemli semptomlardandır. Ağız kokusu, bayılma, kabızlık veya ishal de fazlasıyla karşılan problemlerdendir.

Tedavisi anoreksiya nervozaya oranla daha kolaydır ve olumlu sonuç alma olasılığımız daha fazladır. Çoğu zaman yatakta tedaviye ihtiyaç yoktur, psikoterapiye eşlik eden bazı antidepresan gibi ilaçlarla iyileşme sağlanır. Önemli olan kişinin benliğine olan sevgi ve saygısını arttırmaktır. Yine anoreksiya gibi bu hastalıkta da tam olarak iyileşmeden söz edilemez, sonrasında da kendilerini korumaları gerekir.

Sonuncu hastalığımız: atipik yeme bozuklukları. Anoreksiya ve bulimia harici tüm yeme bozuklukları bu sınıfa girer çünkü onları birbirlerinden ayıran önemli ölçütler bulunmamaktadır. En çok bilinen “tıkınırcasına yemek yeme” dir.

Tıkınırcasına yeme sendromunun bulimia ile ortak noktası fazla yemek yenilen atakların bulunmasıdır ancak bulimia nervoza hastalığına sahip olan kişilerin aksine bu sendroma sahip olanlar yediklerinden kurtulmaya çalışmazlar. Genelde yalnız yemek yerler çünkü hızlı ve fazla yemek yiyor olmaları onları utandırır. Doyduklarını biliyor olmalarına rağmen kendilerini durduramayıp yemeye devam ederler. Diğer yeme bozukluklarına oranla çok daha yaygındır. Gündelik hayatında stresli bir ortamda bulunan kişilerde daha fazla görülür. Duygusal olarak çalkantılı bir dönemden geçen insanlarda -depresyon, endişe, stres, acı- rastlanma olasılığı yüksektir.

Bahsedilen tüm yeme bozuklukları aslında psikolojik rahatsızlıklardır. Tedavisinde kişiyi normal kilo aralığına getirmekten ziyade vücuduna ve kendisine gereken saygıyı göstermesi hedeflenir. Bizim önemsemediğimiz çok küçük bir cümle bile kişilerin zihninde önemli bir yer kaplayarak onların bu hastalıklardan herhangi birine sahip olmasına neden olabilir. Bu tür konularda gereken hassasiyetin gösterilmesi dünyanın herkes için iyi bir yer olmasına yardım edecektir.

KAYNAKÇA

https://www.erdempsikiyatri.com/anoreksiya-nervoza-yeme-bozuklugu (E.T. 03.01.2023)

https://www.psikologofisi.com/blog/anoreksiya-nervoza (E.T. 03.01.2023)

https://www.medicalpark.com.tr/anoreksiya-nervoza/hg-1868 (E.T. 02.01.2023)

https://psikiyatri.org.tr/ (E.T. 02.01.2023)

Gündoğdu, T. & Acar Tek, N. (2019) , Anoreksiya Nervoza Hastalarında Enerji Harcamasının Belirlenmesinde Kullanılan Yöntemler, Sdü Sağlık Bilimleri Dergisi, 10

https://www.doktortakvimi.com/ (E.T. 03.01.2023)

https://www.memorial.com.tr/ (E.T. 04.01.2023)

American Psychiatric Association (2013), Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition. United States:

Yazar: Esmanaz Bakacak

MTÜ Tıp Fakültesi I. Dönem öğrencisidir.

Bu yazıya 6 tane yorum yapıldı:
  1. Detaylı bir makale olmuş ve sağlıklı beslenme oldukça önemli bir konu. Dikkat çektiğiniz için teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir